SEPET
0 URUN 0.00TL

TÜRK MUTFAĞI VE BAHARATLAR September 06 2014

Baharat kelimesi, Arapça’dan gelen ve koku anlamına gelen “bahar” kelimesi çoğulu olarak dilimize girmiştir. Türkçe diline girdikten sonra ise “ıssı ot” anlamını almıştır. Osmanlı İmparatorluğu döneminde, Uzak doğu’dan ve Hindistan’dan gelen baharatların diğer değerli ürünler ile beraber, Basra Körfezi ya da Kızıldeniz ile önce Mısır’a ulaşır ve sonra son durak olarak İstanbul’a gelip, Eminönü iskelesinin tam karşısında yer alan Mısır Çarşısında halka ve en önemli ve büyük tüketicilerinden olan saraya satılırdı.

Yemeklerde baharat kullanımı doğu ülkelerinde olduğu kadar Osmanlı sarayında da zenginliğin bir sembolu idi. Kullanılan baharatlar içinde Osmanlı mutfağının vazgeçilmezi olan karabiber ilk sırada yer almaktaydı. Özellikle 18. ve 19. Yüzyıllarda hemen hemen her etli yemeğin içine konulan karabiber, en pahalı baharatlardan biri sayılmaktaydı. Karabiberden sonra kullanımı en yaygın olan safran ise, yemeklere ve tatlılara koku ve tad vermesinin yanı sıra güzel bir renk de verirdi.

Lezzet veren, yemeklerde sık sık kullanılan diğer baharatlardan kimyon ve tarçın halen modern Türk mutfağında kullanılmasına rağmen, mideye hayli faydalı olan kişniş neredeyse hiç kullanılmamakta. Aynı şekilde Osmanlı mutfaklarında sıkça görülen zencefil, kakule, anason ve karanfil yine günümüz yemeklerinde pek sıklıkla karşımıza çıkmamaktadır.

Osmanlı mutfağında başlayıp günümüze kadar gelmesine baharatların kullanımı ile ilgili olarak en önemli nokta, kullanılan baharatların tıbbı faydalarından yola çıkar. Yemeklere bu baharatlar öncelikle tıbbı faydalarından dolayı, ikincilikle de verdikleri rayiha ve lezzet vermesi açısından eklenirdi. Ancak baharatların kullanımı her zaman çok ölçülü olmuş ve asla yemek içinde kullanılan malzemelerin lezzetinin önüne geçmemiş, tam tersine onların lezzetlerini desteklemiştir.